8 Şub 2012

gökten düşmüş yerlere dağılmışım



     Bilirsin ben ütopyalara hep taptım. Onlar benim olmak istediğim yerdi. Hiçbir zaman dünyalı olamadım. Dert anlatamadım mesela, hep dinledim. Mecburi dinlemeler. Genelde ne konuşulduğunu bilmeden dinledim. Bir çözüm de üretemedim. Çünkü ağzım iyi laf yapmıyordu. Ne varsa kalemimde vardı. Onu da göstermeyi sevmezdim. Ve bilirsin ki ben yalnızlığı severdim. Sen bana ezber bozdurttun. En yüce dostu; yalnızlığı küstürdün bana.
Ben hep gülümserdim. Etrafa öyle bakardım. Ama yine bilirsin ki ben hiç gülmedim. Gülemedim. Sen gelene kadar. Şimdi ise bıraktığın üç beş tebessümün fotoğrafları ile yetiniyorum.


     Küstürdüğün yalnızlığa teslim ettin şimdi beni. Üstelik bana küs ve öfkeli bir yalnızlığa... Sahi kaç gün oldu sen gideli? Kaç bin asıra benzer gün geçti yalnızlığa döneli? Onu öylece yüz üstü bıraktım diye neler ediyor şimdi bana bir bilsen. Haksız da sayılmaz, yıllarca yüzüne bakmadım.  En kadim dostumu aşka sattım. Ne yüzle yüzüne bakacaktım ki. Şimdi yalnızlığımın beni affetmesini ve sancılarımı hafifletmesini dilerken yine de zaman zaman düşünmeden edemiyorum. Hani keşke diyorum.


     "Yürüyüp geliversen, yamacımda dinlensen. Aklıma masal olmuş günlerimi getirsen."


     En başında da söyledim ya, ütopyaları çok severdim ben, biliyorsun. Hâlâ çok seviyorum. Senin gibi. Öyle işte, bildiğin gibi.


http://www.youtube.com/watch?v=Pldx5JAKHzQ

Hiç yorum yok: