21 Mar 2012

Bir avuç fotoğraf

Fotoğraflar tamamen kalpte ve hafızada iç karışıklıklar yaratmak için var. Çekilme nedenleri de zaten bu olmalı.

Tam "Geçti bitti gitti oh ne güzel hayat!" dediğin anda "Şaka yaptım ki hiç de bitip gitmedim, bak buradayım. Bütün varlığımla mutluluğununu mahvetmek için işte bak tam karşındayım" der gibi çıkıverir karşına. Neye uğradığını şaşırırsın. Takvim yapraklarına düşmanca bakarsın. Saatler sana doğrulan bir ok gibidir hatta. Kendini geçmişinle bir savaşın içinde bulursun. Genelde yenilirsin. Aslında hep yenilirsin. En azından ben henüz yeneni görmedim. Zaman hep kazandı. O hep bizi ardında bıraktı. Tik-takları hiç durmadan işlerken bir türlü yetişemedik. Hep bir yerlerde bir şeylere takılı kaldık.

Fotoğrafımızı çektiğimiz anları anımsıyorum. Senin "Bırak şunu da bana dön. Gideceğim birazdan, gel de bir koklayayım şöyle." dediğin anı mesela. Sen beni tutup kendine çekerken fotoğraf makinası elimden kaymıştı, yanlışlıkla basmıştım. Yamuk yumuk ama bana bakışının ve benim tebessümümün gayet de net olduğu bir fotoğraf kalmıştı işte o andan. Şimdi baktığımda şu günden deli gibi nefret ettiğim bir fotoğraf işte.

Aslına bakarsan bir fotoğraf işte, ama hiçbir zaman sadece bir fotoğraf olamayan bir fotoğraf. Öyle işte.

"Eğer bir gün giderse ya da ölürse bir fotoğrafı kalsın. Arada bakar saatlerce ağlarım. Geçmişi özlerim. Gülüşlerimiz, mutlu zamanlarımız gelir aklıma, iç geçiririm. Ne kadar da aşıktık diye düşünüp kendimi paralarım. Yaşadığım güne lanet edip, geçmişe dönmek isterim. İyi olur. Kendime işkence etmek gibisi yok zaten. Evet, evet kesinlikle bir fotoğrafımız olmalı. Hatta bir sürü çekelim. Her anımız yarına kalsın. Kalsın ki gittiğinde canımı yakmak için bir nedenim olsun. "

Fotoğraf çekmenin altındaki tek gerçek neden bu. İnsan kendini bildi bileli sever işkenceyi. Ben de severim. Fotoğraflar da bir işkence aracı olmaktan öteye gidemiyor. Hangisine baksan geçmişe bir özlem duyar ve bu günden soğursun. Biraz önce bahsettiğim o savaşın içinde bulursun işte zamanla kendini. Yaşadığın anın içine edersin ama gel gör ki yırtıp-yakıp atmaya kıyamazsın da. Tekerrürü olmayacak gülüşleri, aşkları, yaşanmışlıkları nasıl yırtıp atarsın ki gözünü kırpmadan. Zor. Çünkü onlar senin geçmişin. Fotoğraftaki diğer kişilerin artık senin için bir önemi olmasa bile zamanın bir yerinde hayatının içinden geçip gittiler, bu gerçeği değiştiremiyorsun. Ve bir gün ölüp gideceğin gerçeği yüzüne tokat gibi çarpınca canını yaksa da o fotoğrafların bir yerde sapasağlam durması gerektiğini düşünürsün.

Çünkü sen ölüp yerin bir kaç metre altında adını bile bilmediğin canlılar tarafınca çürütülür ve kemirilirken yaşanmışlıklarından geriye kalacak tek şey fotoğrafların olacak.
Çünkü seni de özleyenler ve hayatındaki yokluğuna lanet edenler olacak.
Çünkü onların da senin fotoğraflarına ihtiyacı olacak.

Geçmişi ve seni özlediklerinde bakıp yaşadıkları güne sövüp saymaları, göz yaşlarını tutamamaları, bir iç çekmeleri ve yalnızlığın insanı ne kadar aciz duruma getirdiğini görmeleri için.


dip not: bu yazının ilham kaynağı tamamen bu şarkı: http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=1vE10SyZPHc
Özge Fışkın'ın yeni albümünü kulaklarınız hemen hissetmeli! Dinleyince, "haklıymış." diyeceksiniz.

6 yorum:

cherry dedi ki...

dinlemiştim bu şarkıyı, birkaç gün önce hatta.
gerçekten haklısın!

huyumkurusun dedi ki...

Ödülün var bende.:)

cips yiyemeyen kız dedi ki...

Ah o fotoğraflar yok mu? Düşman lan onlar! Daha geçen gün 8 saat ağlattı beni boktan bir fotoğraf.

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

ben genelde küfrediyorum filan :/

Deniz dedi ki...

Kırmızıyı ben de severim! bloğunuzu da sevdim, ben de seni beklerim bloğuma, sevgiler.. :)
www.LensMarket.Com

cherry dedi ki...

ben hem cyk gibi ağlıyorum hem kızılgın gibi sövüyorum, sonra da uyuyorum.