20 May 2012

Bugün bir çocuk öldü

    Hani bazı anlar olur, hayata dair her şey anlamını koca bir boşluğa  bırakır. Bir hamam böceğinden bile faydasız, bir tornavida kadar bile işe yaramaz ve en az kapı açmakta kullanılan bir tel toka kadar amacından şaşmış hissedersin.Yaptığın her şey, yaşadığın bütün zorluklar, hatta hislerin bile ufaldıkça ufalır gözünde. Tam da hayata tekrar sarılmayı düşünmüşken tekrardan başa sararsın. Kurabildiğin en uzun cümle "Ne gerek var ki?" olur. Bugün bunları ziyadesiyle hissettim.

     Bir çocuk bilirdim. Yanık tenli, güzel gözlü. Kardeşimin okul arkadaşıydı. Ara sıra gelir bizde ders çalışırlardı. Daha 16'sında. Hikayesini kimse tam olarak bilmezdi, ben de tabii. Ama tumblr'da sigaralı fotoğraf paylaşacak kadar vakti olmayan bir çocuk olduğundan emindim. Hani böyle sürekli espri yapabilme ve çevresindeki herkesi güldürebilme yeteneğine sahip insanlar vardır. Hani bunu yavşaklığa kaçmadan, kimseyi kırmadan yapabilenler... İşte bu çocuk da öyleydi. Bir insan her dakika güler mi, gülümser mi? Oğuz bize geldiyse evden kahkaha eksik olmazdı.

    Bildiğim diğer şeyler ise, derslerinin çok güzel olduğu ve Elif diye bir kıza aşık olduğu. Her lafında kızı anlatırdı. Bir de hiç Elif demezdi. Sanki kızın adı Elif değil de "Elifim"miş gibi. Elifim şöyle, Elifim böyle... Evet, bu çocuk 16 yaşında? O küçümser bakışa büründüysen derhal ya blogdan çık ya da o bakışlarını değiştir. Evet, 16 yaşında ve bir kızı böylesine çok seviyordu. 22 yaşında ya da cinselliği yeni keşfetmiş 16 yaşındaki gençlerin yaşadığı "bizde film mi izlesek" davetlerinin kendini gösterdiği sahte bir aşktan bahsetmiyorum sonuçta burada. Her neyse... Bildiğim bir şey varsa o da bu çocuğun "Elif" denildiğinde gözlerinin parladığıydı. Gözlerimle görebiliyordum bunu. Bir ay önce çocuğun ailesi yüzünden ayrıldıklarını duydum. Kızı tehdit mi ediyorlarmış ne? Çocuk da korkmuş kızla daha az görüşmeye karar vermiş.

     Dün bir telefon aldım. Annemdi arayan. "Oğuz intihar etmiş. Kendini asmış. İki ayrı yere mektup bırakmış. Otopsiye götürmüşler." "Nasıl ya? Nasıl olur?" diyemeden yaşlar süzüldü yanaklarımdan. Hikayenin aslını ise o öldükten sonra öğrendim. Şimdi müthiş gelişmiş ön yargınla "Hehööö ergene bak, kız yüzünden intihar etmiş. MAL!" dediğini duyar gibiyim. Çok zavallıca.

     Düşünün ki bir çocuk 5 yaşından beri annesine hasret ve annesine olan özlemine dayanamayıp canına kıyıyor. N'oldu? Cümlelerin boğazına takıldı sanırım. Birini özlemeye dayanamayarak ölmek nedir, bilemedim ben hiç. Nasıldı o his? Belli ki sevgili özlemek gibi bir şey değildi bu. Sahte "yaşayamam onsuz, biterim." gibi bir his değildi. Bu başka bir şeydi.

     Oğuz 5 yaşına kadar İstanbul'da annesi ve babasıyla yaşamış. Ailesi boşanınca babası alıp Mersin'e getirmiş. Babası da ölünce babaannesi ile yaşamaya başlamış. 2 yıl önce de babaannesi ölünce halasına bırakmışlar. Yalnız ne babası, ne babaannesi ne de halası annesi ile görüşmesine izin vermemiş hiç. Kadın buralara gelip oğlunu bulduysa da bir şekilde koparmışlar. Ne oldu da anneye bu kadar düşman kesildiler bilmiyorum ama ben hiçbir şeyi bir anne ile evladının görüşmesine engel olarak göremiyorum.

     En azından babaannesi ve babasını severmiş. Ama halası çocuktan oldum olası nefret etmiş. Sanki kendi yeğeni değilmiş gibi, evlatlık muamelesi yapar olmuş. Halasının eşi, yani eniştesi daha çok severmiş. Halası Elif'le görüşmesine kadar her şeye bir kulp takarmış. En sonunda Elif'in canını tehlikeye atacak tehditler devreye girince, kadının yaptığı muameleye de dayanamayarak evden kaçmış çocuk. Yaklaşık bir aydır bir fırında çalışıyor ve geceleri de orada kalıyormuş. İntihar etmeden önce bütün arkadaşlarına ve Elif'e "hakkınızı helal edin. Hiçbirinize kırgın değilim." yazan bir mesaj atmış. Arkadaşları şüphelenip polise haber vermişler ama kimse yetişememiş. Önce bileklerini kesip sonra boynuna ipi geçirip bırakmış kendini. Bunları Elif'ten dinledik. Halası ile ilgili daha neler söyledi, anlatamam.

     Acıdan ve zorluklardan kaçtığı için ölümü istediğini düşündüm önce. Sonra mantığım almadı. Eğer acıdan kaçtıysa neden daha kolay bir ölümü seçmedi ki? Hatta özellikle acı çekmek istemiş gibi önce bileklerini kesip sonra kendini boğmak ne demek? Cahil cesareti mi bu? 16 yaşında olgunlaşmış olmanın verdiği vurdumduymazlık mı yoksa? Hiç bilemiyorum, inanın hem de hiç.

      Cenazede ise mektubu okuma fırsatı buldum.

     "Kimseyi suçlamıyorum. 
Tek istediğim cenazemi halama göstermeyin.
Cenazemi onun evinden çıkarmayın. 
Enişteme gösterin, kuzenlerime de. 
Ama halama göstermeyin beni. 
Elifimi suçlamayın. 
Onun hiçbir suçu yok. 
Ona çok iyi bakın. 
Annemi çok seviyorum. 
Hakkınızı helal edin. "


     Bu kadar işte insan ömrü. Ölmeden önce söylebildikleri en fazla on cümle. Dilekleri ise üç satırı geçmiyor. 16 yıl uzun bir süre, ama bir insan ömrüne biçilmişse ne kadar uzun bir süre?

      Ben ömrümde böyle kalabalık bir cenaze görmedim. Cenaze boyunca halası kıçını yırttı. Basbas bağırıp durdu. Kimse de dönüp bir damla kolonya uzatmadı ya da sırtını sıvazlamadı. Acıdım. Sadece acıdım. Kadının çığlıklarında üzüntüden eser yoktu. O bir cenazenin ardından haykırmıyordu çünkü. O vicdanının sesini bastırmaya çalışıyordu. Bağırmaktan fırsat bulduğu zamanlarda Oğuz'un annesine ve Elif'e aynı cümleleri sarf ediyordu. "Senin yüzünden. Orospu! Çocuk senin yüzünden canına kıydı. Yeğenimi aldınız. Allahın cezaları!" Bir ara okul müdürünün Elif'i yanına çekip halasına cevap verdiğine şahit oldum: "Oğuz iki yıldır güldüyse şu kız sayesinde güldü. Ben getirdim onu, kovamazsın hiç. Ama Oğuz'un vasiyetine bakılırsa seni bu cenazeden kovmak hiç zor olmaz." Ben söylemişim gibi ferahladım o an. Ama kadının yüzündeki pişkinliği size tarif etmem mümkün değil. 

     Polislerse mektubu öğretmenlerinin tavsiyesiyle annesine verdiler. Annesi demişken, senelerdir göremediği oğlunun cenazesindeydi kadın. Defalarca bu şehre oğlunu görmek için gelmiş ama hep başarısız olmuştu. Şimdiyse oğlunun cansız bedeniyle vedalaşıyordu. Tek kelime etmedi. Dönüp de halaya tek kelime cevap vermedi. Sadece ağladı. Sessizce ağladı bir de. Hıçkırıkları bile yoktu. Sadece gözünden süzülen yaşlar vardı. Bir de titreyen elleri.

     Bugün benim birini özlemeye hakkım yok. 
     Bugün benim giden bir sevgiliye üzülmeye hakkım yok. 
     Bugün benim can sıkıntısından oflamaya hakkım yok. 
     Bugün benim pişmalıklarımı düşünüp "keşke" demeye hakkım yok. 
     Bugün benim üzülmeye bile hakkım yok.
     Bugün benim hayatımdaki hiçbir şeyden şikayetçi olmaya hakkım yok. Yüzüm yok. 
     Bugün bir çocuk öldü.
     Dün annesini özledi. Bugün öldü.
     Bugün bir çocuk artık nefes almıyor.

     16 senelik körpe ömründe bu kadar insanla tanışmamıştı Oğuz belki. Ama onu uğurlamaya gelen sayısı belirsiz bir insan vardı ardında. 
     Bir de pişman bir hala.
     Hevesleri ve ilk aşkı içine içine akmış bir Elif.
     Ve gözünden özlem akan bir anne.  


Şimdi bir martı kadar denizine yakınsındır umarım, çocuk. Olduğun yerden anneni de Elif'i de görebiliyorsun hatta koklayabiliyorsundur umarım.


(Ben bu olayı yaşayalı yaklaşık bir ay oldu. Ancak taslaklarda kayıtlıydı. Yani Oğuz bir ay önce bugün toprağa karıştı.)

19 yorum:

Kahvem ve Sigaram dedi ki...

Bugün çoğu insan hayatın sıkıcı boş olduğundan şikayet eder.Ve yine sorsan sıkıcı olan ne ? basit: sadece sevgili... hayat dediğin kendi ellerinle inşa ettiğin bir ev gibidir...Ne mutlu ki böyle bir ev inşa eden kalbi küçük ama dünyası büyük eller varmış !!

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

sevgili... bunları bilince ne kadar da basit geliyor insana. ama sevmeden de edemiyor insan işte.

Profösör dedi ki...

Üzüldüm. Allah rahmet eylesin. Yazık olmuş..

PisPatria dedi ki...

öküz motifli bir bulut gibi ağlamasam iyi olurdu. özlemek n berbat bir hastalık. bu acı berbat.

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

kader bazen çok zalim.. bu çocuk böyle bir hala eline kalmak yerine insan bir hala eline kalsaydı sonuçlar arklı olabilirdi.. insanları dışardan bakarak yargılamak.. hala gibi kendi keyiyetimize ve inançlarımıza göre yaşamaya zorlamak... elimizdekilerin değerini bilmemek.. söylenebilecek ne çok şey var bu çocuğun hikayesi üzerine..
yavrucak nurlar içerisinde yatsın...

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

ben anladım ki hiçbir zaman o hala kadar vicdansız olamayacagım için hiçbir zaman o hala kadar pişmanlık yaşamayacagım.
o cocuk kadar hasret kalmayacagım birine.
ya da elif kadar özlemeyecegim bir sevgiliyi.

Merve dedi ki...

film gibi olay ! gözlerim doldu okurken.. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun :(((( olan olmuş oğuz geri gelmez ama bu olay çoğu insana ders olur.

AhuDudusu dedi ki...

öyle halanın ağzına sıçayım ben.

çitlembik dedi ki...

Icime yerlesen aci.. Oguzu hic tanimamisken. Cocuklar annelerinden koparilmamali. Asla. Ve bazi kadinlar annelik icgudusunden ne kadar uzak. Hala olmani bile gectim annesin sen. Karsindaki hepsinden ote bir cocuk. Ne desek bos bu saatten sonra. Allah sabir versin geride kalanlara. Icimde koca bir dugum olustu. Huzurlu uyusun oguz..

HUYSUZUM, HUYSUZSUN, HUYSUZ... dedi ki...

akşam akşam kahrettin beni... Bu üzüntüyü paylaşmamak imkansız...

EfsuN dedi ki...

Yazık bazı insanların olmayan insanlıklarına...

Allah rahmet eylesin. Gittiği yerde mutludur umarım, bu dünyada hiç olmadığı kadar mutludur...

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

benim şaşkın oldugum şey şu: o çocugu hiç kederli mutsuz üzgün görmedim. hep gülen ve güldüren biriydi. içinde neler varmış meğerse.

Su dedi ki...

Mekanı cennet olsun Oğuzun gerçekten çok üzüldüm :(

Zaman! Eriyor... dedi ki...

OĞUZ intikamını,isyanını,hasretini vede aşkını kendi canına kıyarak haykırmış dünyaya.On gün kadar önce bende kendimi penreden atmayı düşündüm.Ama yapamadım çünkü üzerimdeki yüz Oğuz'unki kadar büyük değildi.Ama anlıyorum onu...

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

insanları hiçbir şey için yargılamaya hakkımız yok zaten. intihar etmiş ya da başka bir şey yapmış olsun, ne yapmış olursa olsun, yargılamak kimsenin haddi değil. insan düşünmeli her şeyden önce: bu kadar vazgeçecek, gözü dönecek ve hiçleşecek kadar ne hissetti ne yaşadı bu cocuk. bilemezsin işte. bu yüzden yargılayamazsın da. elinden geldigince anlamaya calışırsın sadece. yapacagın ve yapman geren budur sadece.

reyhane dedi ki...

Çok hüzünlendim be..

Merveilleuse dedi ki...

boğazım düğümlendi. okurken nefes alamadım. yazılacak her kelime o kadar anlamsız ki. ah çocuk keşke bunları yaşamasaydın! :(

K.C.S. dedi ki...

Tüylerim diken diken...

Biri İşte... dedi ki...

gözyaşlarımı tutamadım