7 Tem 2012

Ben bu yazları sevmiyorum

     Sevmediğim bir mevsim yaşıyorum. Yaşıyor gibi görünüyorum belki de. Eskiden severdim ben yazları. Çocukken yani. Kalabalıktı yazlarım, şımarıktı, oyunbazdı. Ayak tırnaklarımla etim arasına sıkışan kumlarla geçer giderdi. Şimdi düşlerimle cesaretim arasına sıkışan gerçekler var o kumlar gibi. Gülüşlerime de batar o gerçekler, umutlarıma da sevinçlerime de. Çocukken kumlara her bastığında yanardı ayaklarım ama denize cosss diye yapışınca giderdi o his. Yerini tatlı bir gülümseme, serin bir rahatlamışlık alırdı. E büyüdükçe nal takmıyorlar ayağına! Yine yanıyorsun haliyle, ama bu kez yanıklarını serinletecek bir deniz olmuyor. Sonsuz bir kum denizinde koşar gibisin. Çöl vari bir yer haline gelmiş hayatın. Mecnun olmuş çıkmışsın.

     Zaten herkesin içinde bir Mecnun, her Mecnun'un da bir çölü vardır. İçten içe yürümekle bitmeyen bir yolculukta yanar durursun da gıkını çıkarmazsın.

     Fiillerine karar  verilememiş cümleler birikiyor bir de her geçen yıl. Özne belli, ama ne yapacağı belirsiz. Oradan oraya savruluyor mevsim mevsim. Sonbaharı, kışı, ilkbaharı az çok idare ediyor da yaz öyle olmuyor.

     Yazları sıcaklardan başka hiçbir şey sıkmaz insanın canını. Tek derdi havadır. Serinleyeceği yerlere kaçarak giderir bunu. Bazen de kaçamayarak kavrulur. Beni ise kavuran ne sıcaklar ne nem. Bu içten içe büyüyen eksilişler eritiyor iç organlarımı. Ama derim organlarımdan daha güçlü. İçte ne olup bitiyorsa dışa hiç belli etmiyor. Bir katil serinkanlılığıyla sırıtabiliyor. Delil bırakmıyor, şüphelendirmiyor. Bu durumda dürüstlükten söz edemem belki ama dilim beni ele veriyor. Bahsetmeden edemiyorum. Susarsam yine birikir içimde bir şeyler, biliyorum. Birikir ve kaybolur, sonra yine düşerim çöllere kendi içimde. Yanar dururum yine. Bitmez tükenmez bir kısır döngüye düşer içim.

     Bu yazların şansı da benden yana pek yaver değildir zaten. Tanrı hep yazlara denk getirir kötü şeyleri. Ya birilerini yanına alır ve genelde o kişi canımdan candır. Ya da almaktan beter eder, gözlerimin içine baka baka yitip bitmesini izlemekten başka bir şey gelmez elimden. Belki durumu beterleştirir, hiç belli olmaz. İticileşir mevsim gözümde. Sonra bir şey olur. Sevinir gibi olurum. Yine ışıldar gibi olur gözlerim. Ama o ışığın ardında hep bir korku, hep bir endişe. Ya yine bozulursa? Düşüne düşüne geçer gider yaz. Kapıya dayanır eylül... Ve asıl sevdiğim mevsim gelmiştir artık. Yazı düşünmeye ne hacet?

     Ne diyordum? Yazları eksiliyorum.

     Çocukluğuma kıyasla "bir başına"laşıyor çünkü. Ben bu yazları hiç sevmiyorum. Bu yazlar fazla kurak, içten içe yakarak. Kumlar ayağımı yakarken koşup ayaklarımı batırabileceğim bir denizim olsun istiyorum. Tuzdan genizim yansa da hatta boğulacak olsam da beni kurtaracak birinin varlığından emin olduğum zamanları istiyorum. Ağaçlarına tırmandığım ve düşmekten korkmadığım bahçeleri istiyorum. Yarası beresi bol olsun, mühim değil. Umudu bol, hayali bitmeyen küçük kızı istiyorum. Saçlarımın rüzgarla dans ettiği zamanlardaki gülüşlerimi istiyorum. Ölümün henüz yüzünü göstermediği, henüz gidenin olmadığı, umutların yeşil kalabildiği, düşlerin denizlere karışıp büyüyebildiği, küçük dirsek yaralarının yarattığı gözyaşından başka ağıtların olmadığı zamanları istiyorum.

Ben bu yazları sevmiyorum, o yazları istiyorum. 

10 yorum:

Engin Ergin dedi ki...

Elinize sağlık, ne güzel anlatmışsınız. Umarım küçüklük yazlarınız gibi yazlar bekliyordur önünüzde ve en az küçük bir çocuk kadar heyecanla o yazlara koşarsınız. Mutlu akşamlar.

Zaman! Eriyor... dedi ki...

Gün geçtikçe mutsuzluk denizinde umut denilen rüzgara yelken açıyoruz.

Adsız dedi ki...

herkesin özlediği bir yaradır cocukluk.

PisPatria dedi ki...

güneşten kopup gelen o parça bendim aşkım konulu senaryom için ideal zamanlardayız :)

hayatımmmm yeni bir yaz yazalım sana, çocukluğunun kalabalık coşkusunu geri kazanmanı çok isterim.

bence yeryüzünün en ideal karaparçasındasın kilopatrişkomun gezdiği tozduğu yerlerde, limon çiçekleri bir yanda, kavrulmuş güney insanlarının teriyle olgunlaşan sebzeler, oooh mis kebaplar. kıskanıyorum!

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

mekanda problem yok patriam. hatta dünyanın en güzel şehirlerinden biri belki. ki aşığım zaten. bütün mesele aslında OLAYLAR OLAYLARRR :))) bugün gidiyorum ama valizleri topladım. biraz da yeşile kaçacagım. maviyi özlemek istiyorum.

Mia Wallace dedi ki...

ben de öyle kızılgın!!

safransarı dedi ki...

Ne garip ki zaman ilerledikce hep eskiyi özler olduk.
Sanırım yaşadığımızın anın kıymetini bilmiyoruz , yada dünya çok kötü biryere doğru gidiyor.
Herkes yalınlaşıyor.
sahi,
bunca insan yalnızken
neden bunca insan yalnız?

Bolat dedi ki...

Pek pessimist gördüm sizi geçicidir umarım :) selamlar.

devrim siverek dedi ki...

ilk defa okudum yazınızı
o da tesadüfen.
ama çok beğendim.
elinize, yüreğinize, dilinize sağlık...

C dedi ki...

Beyaz karın örttüğü toprağın altında uyuyan eflatun tomurcuklar, yazın aldatan sıcağına kandıkları için kurumazlar mı?