11 Kas 2012

Tehlikeli Oyunlar

(Çok önemli bir uyarı: Arkadaşlar bu yazıda tırnak içinde olanlar dışında tüm yazılanlar şahsıma aittir. Bazı site ve bloglarda Oğuz Atay'ın kitabından alıntı gibi paylaşılmış. Böyle bir yanılgıya mahal vermek istemem. )


     "Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? 
"Yok."
     Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: "Nasıl?" kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
Kelimeler... Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
Oğuz ATAY

     Şu dünyadan bir gideyim, bir daha gelirsem ne olayım. Bir daha gelirsem ne olurum bilmiyorum artık. Şimdi de ne olduğumun pek bilincinde olduğum söylenemez.

     Kimi zaman deniz olup, büyük yük gemilerinin ağırlığıyla yaşamaya çalışıyorum. Kimi zaman büyük büyük fırtınalar olup o gemileri batıyorum. Bazen gemi olup deryalara bırakıyorum kendimi. Kimi zamansa geminin kaptanı olup karaya hasret kalıyorum.

     Kırmızı oldum çoğu zaman. Kan oluyorum, annemin gözünden damlıyorum. Şarap oluyorum, içime içime akıyorum. Ateş oluyorum, yakıp kavuruyorum. Kızıl bir bulut gibi çöktüm bu dünyaya.

     Bazen boş bir kağıt oldum. Yorgun bir yazarla saatlerce bakıştım, bilmem hangi birinden başlayacağına karar veremediği dertlerini düşünürken. Bazen bir kalem oldum. Giriş cümlesi bir türlü oluşamayan yaşanmışlıklar tam kağıda dökülecekken mürekkebimi akıtamadım. Yazarına küskün bir kalem gibi… Bazen mürekkep oldum, binlerce defa okunup kırıştırılıp bağra basılan bir kağıtta. Bazense o mektubun ta kendisi oldum. Çok geç sahibine ulaşmış bir mektup. Okundukça sahibini ağlatan, sahibi ağladıkça satırları ıslatan ve mürekkebi dağıtan… Ve en kötüsü de çoğu zaman o mektubun sahibi oldum. Hep bekleyen, bekledikçe solan.

     Bir kamikazenin kanadı oldum bazen. Uçtum, uçtukça sana daha da yaklaştım sandım. Oysa farklı yönde aynı hızda kendi ekseninde dönen bir kamikazeydik işte.  Ben kamikazenin bir kanadıydım sen diğer kanadı. Bir kamikazenin birbirinden ayrılırsa hiçbir anlamı olmayan iki kanadıydık. Ayrıyken bir hurdadan farksızız, bir aradayken de asla birbirimizi yakalayamıyoruz. Hep çarpışacak gibi oluyoruz, ama sen hep yanımdan bana teğet geçiyorsun.

     Bazen dizleri tutmayan yalnız bir yaşlının yapacak hiçbir şeyi olmadığı için saatlerce incelediği hiçbir şeye benzetilemeyen bir halı deseni oluyorum. Sabit, anlamsız ve karmakarışık.

     Bazen sadece ansiklopedilerde öneminin fark edildiği isminin söylenmesi güç bir böcek türüyüm. Sadece merak eden biliyor. Büyük bir çoğunluk için gereksizim, ama ekosistem bensiz bir hiç!

     Bir bakkal dükkanının eski bir pervanesi oldum, hiçbir işe yaramayan. Ne sıcak havayı dağıtır ne serinletir hani. Sadece çalışırdım.

     Daha neler oldum bir bilsen… Ama olamadıklarım için gelmiştim sanki dünyaya. Onların hasretiyle yaşamak için. Olmak istediklerimi ararken başka başka sıfatlara büründüm. Adım değişti, cümlelerdeki görevim değişti, var oluş sebeplerim değişti. Köreldim, unutuldum, sevildim, sevişildim, özlendim ve en sonunda hep öldüm.  Defalarca hem de.

Giden olmak istedim, kaldım.
Beklenilen olmak istedim, ömrümü beklemekle geçirirken.
Sevilmek istedim, aşktan yana edilebilecek bütün küfürleri tüketmişken.
Bilmem, şu dünyaya niye geldim. Sanırım gitmek için geldim.

     Hiçbir şey istemiyorum. Hepsi kalsın. Düşlerimi de alın.

     Benim de yaşamam gerekmez miydi oysa? Yaşamak istemiyorum. Renklerimi de alın. Kırmızıyı bile alın. Ciddiyim, istemiyorum. Anlatmak istemiyorum artık. Kuramadığım binlerce cümlem vardı benim. Söyleyemediğim şarkılarım vardı. Söylemek de istemiyorum zaten artık. Alın, alın. Hepsini alın.
Sev-mek! Sadece bir eylemden ibaret midir yani? Bu eylemin geçtiği bir cümlenin öznesi olamaz mıyım ben de? Kalsın, onu da istemiyorum. Susmak istiyorum. Ölmek öyle yakın ki halime Hayatla dalga geçer gibiyim Sanırım ben düze çıkmayı başaramayanlardanım. Ölmek başlı başına asil bir eylem nasılsa. Zamana karşı bir duruş, bir baş kaldırış, gülüşlere karşı bir haykırış. Her şeye rağmen bir çekip gitme hali. Gidiyorum, susuyorum o halde ben de.

     Sahi kalsam, anlatmamı istemez miydiniz? Pekala. Siz bilirsiniz.

Zaten,
"Kelimeler... Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor."


9 yorum:

Ali Çalışkan dedi ki...

Ben yine tesekkur ediyorum sana...

Deniz Gönüllü dedi ki...

Çok çok güzel... Ne güzelsin...

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

Deniz Hocam, bu yazıya 100 yorum gelse sizin yorumunuzu görmek kadar sevindirmezdi herhalde. Çok teşekkür ederim.

Mia Wallace dedi ki...

sırf bu güzel paylaşımlar yüzünden okucam sonunda oğuz atay :)

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

candır oğuz atay. çoğunluk sıkıcı bulur. cümle kalabalığı der. ama bilemiyorum, benim için çok farklı. 5 cilt roman yazsa yine de okurum.

Profösör dedi ki...

Okumaktan zevk, biraz da buruk tad aldık. sevindik fakat aynı zamanda da hüzünlendik...

Sabrina Sparks dedi ki...

İyi ki paylaştın. Kederlendirdi ama içinde çok farklı duygular barındıran çok güzel bir yazı. Okuduğuma sevindim ben ve bence de bu blogda bu yazıyı görmek çok daha iyi.

~♡ηυяѕαℓкιмι™ dedi ki...

Oğuz Atay'ın cümle oyunlarını severim bende.
Sevgiler.

Adsız dedi ki...

Deniz hocam bu Oğuz Atay sayesinde sizi buldum :)