16 Oca 2013

Ağrı işte


Ne zaman tamam unuttum bitti dediysem, karşıma çıktı. Ne zaman tamam her şey düzeldi dediysem, bir batıran yok eden yakan yıkan oldu. Benden bir şeyleri düzeltmemi, mutlu olmamı ya da kendime gelmemi söyleyemezsiniz. Hiç hakkınız yok bir kere. Hayatımı mahvedenler olarak konuşmaya bile hakkınız yok.

Susun.

Ne olur, susun. Başım çok ağrıyor.

Sesinizi, gürültünüzü taşıyamıyorum. Benim omuzlarım başımı bile zor taşıyor. Sesiniz, sesiniz gerçekten çok fazla. Gerçekten.

Başım ağrıyor.

Koparıp pencereden atmak isteyecek kadar çok ağrıyor. Migren gibi değil bu, vertigo hiç değil. Bu öyle bir ağrı, öyle bir baş dönmesi ki beyninizi deşip o içinde sancıyan sinirleri tek tek yolmak ister gibi. Öyle beter, öyle illet.

Müzikten başka bir şey kurtaramıyor beni artık. Boş verin beni. Ben beklememeyi seçtim.

İsmail Abi, özür dilerim. O gemi gelmeyecek! Bekleme. Abi, pamuk şekeri pamuktan yapmıyorlar.Ne olur bekleme o gemiyi. Sen  beklersen ben de beklerim. Gelmeyince çok üzüleceksin. Ya da bekle. Belki gelir! O gemi belki de gelir.

Ve ben inancımı yitirmem. O gemi gelmeli! 
Başım ağrıyor. Çok ağrıyor. Göz kapaklarım acıyor. Yanıyor.  Turgut Uyar bilir, bir de sevgim acıyor.
Susun ne olur, gerçekten kaldırmıyor başım artık.
Kalemimi, kağıdımı, şarkılarımı verin bana. Ve gidin. Lütfen. 

İsmail Abi, sen kal.

4 yorum:

tosbağanın dünyası dedi ki...

umut ancak bukadar güzel anlatılırdı...

Profösör dedi ki...

Küçük balık, yiyecek bir şey sanıp süratle atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında... Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü. Neye benzerdi acaba gökyüzü. Balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu ve küçük balık anladı yolun sonunun geldiğini. Koca denizlere sığmazdı, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız dostlarına değiyordu ister istemez. Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. Yavaşça karardı dünya; başı da dönüyordu. Son kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yaosunu.
İşte tam o sırada eğilip aldım onu, yürüdüm deniz kenarına. Bir öpücük kondurdum başına. Sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece baka kaldı, sonra sevinçle dibe daldı gitti. Teşekkürü de ihmal etmemişti, birkaç değerli pulunu avuçlarımda bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme: "Neden yaptın bunu?" diye sorar gibiydiler.
"Bir gün" dedim, "Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük balık kadar çaresiz, son ana kadar hep bir ümidim olsun diye."

Ümidinizin kalmadığı anlarda, bu hikâyeyi düşünüp, teselli bulabilirsiniz.

Can dedi ki...

Böyle umutlu hikayeler alerjik bir etkiye sebep oluyor Kızılgın üzerinde... Faydasız yani. Sanırım o sadece okumamızı istiyor. Daha doğrusu o sadece yazıyor okuyup okumamız onu çok ilgilendirmiyor. Haksız da değil açıkçası... "Sigara içme lütfen çok zararlı... " yavşaklığından vazgeçmediğimiz sürece ne biz başkasını anlayabiliriz ne de başkası bizi...

Ali Çalışkan dedi ki...

Ismail abinin de "sekerparesi" vardi ve gitti!