13 Şub 2013

Kalbim Acıdı

     Boyuna dolaşıyorum sokakları. Bir başıma yol katediyorum. Ayaklarım ağrıyor biraz biraz, belki biraz da başım. Yürüdükçe ağırlaşır aslında insanın bedeni. Yani kaburgalarını sırtına bağlanmış gibi kendini sürükleme hissine kapılırsın biraz daha yürüdükçe. Ama bende aksi oluyor. Her şeyde olduğu gibi bunda da evrene bir isyan olarak dünyaya gelmişim. Ben yürüyünce hafifliyorum. Azaldığım yetmez gibi yürüye yürüye biraz daha azalayım diyorum.

Kendime fazla geliyorum. 

     Yani aslında bazı yüklere hiç gerek yok. Eğer bu yolda yürüyorsak bir şey sevsek bile ayak bağı oluyorsa bedeninden atıp öyle devam etmek gerekmez mi? Seviyorsun, olmasından da bir nebze hoşnutsun hani. Ama yoruyor işte, fazla geliyor, enerjini çalıyor. Ne gerek var? Yürüyorum ben de boyuna. İstemesem de bir şeyler dökülüyor ceplerimden. Eğilip almak da çok umurumda olmuyor. Sanırım önemsemeyecek kadar da boş vermişim. İnsan sevdiği bir şeyi eğilip almaya üşenir mi yoksa? Ben sadece yürüyorum. Öyle. Nereye ya da kime vardığı mühim değil o yolun. Bir yere varıp varmadığı da pek mühim değil. Yürüyorum işte. Güzel yanları da yok değil. Daha önce fark etmediğim ayrıntılar çekiyor dikkatimi mesela. Mesela bu sokaktan daha önce geçtiğimde duvarda "Hiç mi özlemedin?" yazısı yoktu. Kim yazmışsa yüreğine sağlık. Tebrik anlamında değil ama. Yani yüreğinin sağlıklı olmadığını düşündüğümden diyorum bunu.

Yalnızlık şifasını versin.

     Kahve telvelerinden medet umduğun olmuyor mu senin de? Ben o telveden ne çıksa bir umutla dinliyorum. Artık gelecek sadece telvelerde güzel görünüyor sanırım. Bir tek o zaman ilgimi çekiyor. Biraz daha yürüsem iyi olacak. Düşündüm çünkü yine. Düşünmek bazen iyi gelmiyor. Hatta bu ara düşünmek genel olarak iyi gelmiyor. İnsan bazı zamanlar aptal olabilmeli bence. Bu bizim hakkımız! Bu akıl bana verildiyse, eğer istediğim gibi kullanabilme yeteneği de verildiyse bir yerine kapat tuşu da konulmalıydı. İlla uyumamız mı lazım yani? İnsan yirmi dört saat uyuyamaz ki. Elimden geldiğince uyumaya çalışıyorum ama bu işe başka bir çözüm bulun artık, olmuyor böyle. Ayrıca uyurken de rahat vermiyorlar! Rüyalar, ah bu rüyalar. Zihnimiz uyurken bile bizi üzmeyi becerebiliyor yani anlaşılan. Bundan kaçış yok. Ama büyük haksızlık, tekrar dile getiriyorum. Lütfen aklın, zihnin, bilhassa hafızanın "offline" olduğu zamanlar olsun. Lütfen! Kulağa pek hoş gelmese de bir moronu oynamak bazen bünyeye iyi gelebilir. Söylendiği gibi durmuyordur belki de giydiğinde üstüne.

Aptallık da yakışır bir şekilde insana. Severken gördük zira.

     Geçen yine yürüken eskilerden birine rastladım. Eski kırıklıklar karşına çıkınca bir tuhaf oluyor insan. Üzüntü desen değil, aşk desen hiç değil. Böyle bir seviniyorsun hem, ama burukluk da yok değil. Beş yıldan sonra bugün gözlerini gördüm. Beş yıldan sonra bana hâlâ aynı bakıyor. O bakış hiç değişmiyor. Üstünden çok zaman geçti, bir adet başka adam geçti, başka şeylere üzülüp, tasalandım. Bencilliğimde boğulduğum da oldu. Onun da hayatından geçip gidenler oldu. Ama beş yıldan sonra hâlâ aynı bakıyordu. Bazı şeyler hiç değişmeyecek sanırım. Başka sevgiler bile değiştiremiyor bazı şeyleri. Bir an düşündüm, keşke bu kadar çabuk harcamasaymışız birbirimizi, neden ayrılmıştık acaba diye. Onu bile hatırlayamadım. Öyle boş vermişim. Bir tuhaf oldum. Sonra geçti. Zaten olmazdı. Şu an görmeseydim belki sadece öyle hatırladığımda gülümseyecektim sadece. Mutludur umarım. Anladığım tek şey gerçekten bitmiştik. Neyse.

Biraz dumanını tüttürdüm, savurdum öylece.

     Özlem kişiye değil de bir zaman dilimine ise işler asıl o zaman boktan bir hâl alıyor işte, biliyor musunuz? Birini özleyince, biraz da deli cesaretin varsa bir şekilde görebiliyorsun. Ölmüşse bile fotoğraflarıyla avunabiliyorsun. Fakat özlenen, kişi değil de geçmişten bir gün, bir an ise gerçekten geçmiş olsun. İşte o zaman harbiden yüreğine sağlık. Yüreğinin sağlığa ihtiyacı vardır çünkü, yardıma da. Çünkü benim yüreğimin yardıma ihtiyacı var. Biraz darda.

      Olan bir şey de yok aslında. Sorun da tamamen bu zaten. Hiçbir şey yok. Üzülmeye değer bir şey yok. Öyle bomboş. Yürü kızım, bulursun belki bir şey. Bulunca da bulduğuna pişman olursun ama boş ver. Sen iyisi mi yürü ama öyle geçerken alma bir şey, ya da geçerken öyle bir uğradım deme kimseye. Misafirlik uzarsa sıkıntı çıkar, bilirsin. Hem sen göçebesin unutma. Bir kalpte fazla kalırsan kalbin kaldırmaz bunu. Doğana aykırı. Sen yürü öylece. Belki yolun sonunda deniz vardır. Bir gemiye atlar gidersin. Giderim, değil mi? Sahiden bu yol denize çıkar mı? Neyse sus söyleme, kendim göreyim. Sonunu bilirsem kalbin kütkütleri yavaşlar, heyecan kaybolur. Sonunu bilmesem daha iyi. Sen hiçbir şey deme bana. Kimse demesin. Bana biraz deniz versinler, sonra da defolup gitsinler.

"Bi' gün yolda yürüyordum. Bir şarkı duydum. Kalbim acıdı.
Bu kadar."

9 yorum:

dilara ulu dedi ki...

Hepimizin ulaşmak istediği bir deniz yok mu aslında. Bazılarımız için bir son, bazılarımız içinse son olan bir deniz.Sen ulaşacaksın denizine. O zaman sen de emin olacaksın. 'En mavi deniz senin KIZILGIN.'

safransarı dedi ki...

Ne iyi geldi biliyormusun sabah sabah bu yazı. Hele ki sonda ki şarkı..

kitap sanatı dedi ki...

Senin yazılarında fazlasıyla kendimi buluyorum
FAZLASIYLA
Sen hep yaz
Bir gün denize kavuşabilir miyiz bilinmez ama acılardan büyüdüğümüz kesinleşmişken yine acılardan küçülen bir kalbe sahibiz...

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

Safransarı: o şarkı beni de benden alıyor. Teşekkür ederim.

Kitap sanatı: kavuşmalıyız denize. başka yol yok çünkü.

ilknur AKPINAR dedi ki...

Sabah sabah kendime geldim yazınla..
Ah ne güzeldi öyle bayıldım..
Benim yazılarımı da okumanı isterim belki sende beğenirsin ? sevgiler.

AhuDudusu dedi ki...

özlediğimiz şeyler de kişiler değil anlar oluyor genelde. o yüzden hepimiz sıçışlardayız bebeğim. hiçbir zaman eskisi gibi olmuyor. aynı baksak da aynı kalmıyoruz..

Merve Araz dedi ki...

Denize ulaşmak, toprağa karışmak yada bulutlara dokunmak.. Yolun sonunda bir hedef varken ne kadar anlamlı olacak ki bu hayat? Ya da hayatın anlamlı olması mı lazım ? Maksat sadece inanmak ve kavuşmak isteği galiba.

Yeliz İnceoğlu dedi ki...

Ah o kadar haklısın ki.. Her gün bunu söylüyorum. Bıktım artık. Arada kullanabileceğim bir kapatma düğmesi istiyorum.

Cansın Ekşi dedi ki...

Artık ben de takipçinim, benim bloguma da beklerim :)

visnetadindaa.blogspot.com