24 Ağu 2013

Çürük

İnsan özlemle beklediği günün kabusa dönüştüğünü izlerken ne kadar sakin olabilir? Peki ya bir kadın? Öylece köşeye sinip izlemişim başıma gelenleri. İzlemişim de görmemişim. 
Başıma neler gelmiş. 
Başım çok ağrıyor. 
Başım ağırlaştı. 
Başımı taşıyamıyorum. 
Başım çatlıyor.
Başım patladı.
Başım!

Kadın olmak nedir sahi, anlatsanıza? Bu mudur? Bu'lar bir sürü. Bu'lar hep yakan cinsten, eriten. Budur, di' mi?  Hayır yok mu hiç bu bu'larda. Hayır, var. Hepsi "Hayır" diyor. Hep bir ağızdan. HHHHHAAAAAAAAAYYYYYYYYYIIIIIIIIRRRRRRRRRRR!!!!

Hayır gelmez bana benden.

Sev, kaybet, öl.

Köşelere ilişmiş mutluluklarım, üzerini de kat kat örümcek ağları kaplamış. Örümcekler. Gidin. Örümcek ağları beni de sardı. Kurtulamıyorum. Birinden kaçsam ötekine yakalanıyorum. Beynimin içini bile sardı. Düşünemiyorum. Göremiyorum, görüyorum, anlamıyorum. Ben n'apıyorum.

"Bitmek" tam olarak ne anlama geliyor. Ne olunca tamamen o bitime erişiyoruz. Süreç ne kadar peki? Bitmiyor. Bit gibi dalamış her yanımı, bitmiyor. Ölünce bile bitmiyormuş. Öyle diyor sarıklı din adamları, papazlar da öyle diyor. Hahamlar ne diyor bilmiyorum, hiç şahit olmadım. Hahamlar saklı insanlar sanki. Beni de saklasınlar. 

Kelimelere anlam yüklerken keşke onları fiili olarak da gerçekleştirebilsek. Fiili bir karşılığı olmayan kelimelerin hükmü nereye kadar sürüyor böyle? Bu kelimelerin başını çok mu boş bıraktık? Ha, ne dersiniz? İşlevlerini bilmiyorlar. Bitmek var ise o bitimi de görmeliyiz. Değil mi?

Çok kolay oluyor bazı şeyler. "Ahh! Kahrolsun bağzı şeyler!" Bağzı bitişler! Bitti mi?
Yok.

Kemiklerim acıyor gibi oluyor sanki. Gözümden bir damla yaş düşüyor, işaret parmağımdan bir damar çekiliyor. Kalbime sancı veriyor. Bir köşede kurtlansa ya cesedim. Mezar benim neyime? Hem sorular varmış orada. Öyle pat diye sorulunca cevaplayamam ki ben. Cevaplar da aklımda değil zaten.

Bir köşeye sinmiş bağırıyorum.
Bağır bağır bağırıyorum. 
İçimden. 
"Ben bunu hak edecek ne yaptım?"
İçimden.


Örümcekleri severdim ben. Niye her yanımı daladılar ki? Örümcekleri sevmemeli belki de. Örümcekler her beyni dalamazmış. O örümcek kafalılar başka, onları demiyorum. Sağlam beyne bir örümcek geliyorsa o işin içinde muhakkak bir bitmişlik olurmuş. Zaten tamamen bitmezmiş de. Onlar da dalarmış her yanı fırsattan istifade. Sonra mutluluklara sıçrarmış, her sevince bir ağ örermiş. Örümcekler, söylesenize;

"Ben bunu hak edecek ne yaptım?"

Örümcekler kaçışıyor. Acıdılar mı ne? Yok canım. Bence cevabı onlar da bilmiyor. Onlar ağ örüyor sadece.

"Bela mısın?"
Bela mıyım? 

Örümcekleri sevmemek gerekiyormuş.

Örümcekler çok acımasız. Acımasınlar zaten bana, ya sevsinler ya da gitsinler. Bence gitsinler. Gitmeyi de bilmiyorlar. Git.

"Ne yapmaya çalışıyor bu salak kız anlamıyorum yaa!"


Cevabın biri ortaya çıktı! Salakmışım. Sonunda bir cevap! Ohh, çok şükür.
Anlamıyorsunuz ki arkadaşım, ben belirsizliği sevmiyorum. Var ya da yok. Bu kadar basit. Basit? Değil. Bu arada nereden arkadaşım oluyorsunuz? Örümcekler? Orada mısınız? Yine susuşa geçtiler. İş üstündeler sanırım, mutluluklardan birinin bir köşesi açık kalmış. Hemen örmeli. Aman ben görmeden örmeli.

"Ben bunu hak edecek ne yaptım?"

Yine başıma bir şeyler yıkılıyor. Dünya mı o gelen? Parça parça dökülüyor etlerim, bir kapının çürüyen yağlı boyasını döke döke kendini yok etmesi gibi. Önce parmaklarım, sonra kulaklarım, dudaklarım, gözlerim. Gözlerime dokunmayın! Parça parça bir yığın haline geliyorum yavaş yavaş. Dünya başıma mı yıkılıyor. Sahi;

"Ben bunu hak edecek ne yaptım?"

Niye eziyet ediyormuşum ki ben bana? Öyle diyolar. Yazıkmış bana. Yazıklar olsun bana. Geçmişime kızıyorlar. Bilmiyorlar, ben geçmişime sövüyorum. Zaten ben ondan kaçıyorum. Geçmiş'miş! Kelime hatalı bir kere! Öyle bir şey yok ki. Var mı? Geçmişte mi? Öfff, sus. İnsanın teninden nefret etmesi için en az kaç kere ruhani tekmelerle yerlerde debelenmesi gerek? Belli bir limiti var mı bunun? Tenim burnuma çürümüş cardon leşi gibi kokuyor. İçin için çürüyorum bence. Önce kalpten başlasa bari. Sonra burnum çürüsün, daha fazla hissetmek istemiyorum kendimi.

Bazı sorular var. "Ahh! Kahrolsun bağzı sorular!" 

Cevaplarını bilmiyorum. Bu yüzden çürüyorum.

Neden sabah olmuyor? Ne zamandır sabahı koklayamıyorum. Gün aymıyor sanki bana. Aydınlansın bence artık. Biri günaydın desin.

Günaydın.

O değil de, 

"ben bunu hak edecek ne yaptım?"
Bağır bağır bağırıyorum.
İçimden.

BEN BUNU HAK EDECEK NE YAPTIM?

Yağmur yağsa keşke.




6 yorum:

hakunamatata dedi ki...

buyuuuk ıhtımal hayatının odak noktasına yanlıs seyler koydun ;)

Miss maria dedi ki...

Aynısı işte :(

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

bitiriyorlar yavaş yavaş çürüte çürüte

Aylak dedi ki...

Bunu haketmeyecek neler yaptım diye sor bir de, sonra da , iyi ki yapmışım lan de kendine. Kırmızının rengi kendinedir, başkasında kan gibi durur.

Saygıyla,

Aylak

wodka dedi ki...

ağ öreceğini bile bile, hayatının üstünü örteceğini bile bile örümcekleri sevmemeliydin aslında. ama, örümcekleri sevmemen gerektiğini tecrübe etmiş oldun böylece. ömür boyu süren acı yok, ömür boyu süren mutluluk yok. o yüzden kalbinin de beyninin de içini dışını havalandır güzelce. o çürük kokusu gitsin bi içinden. tertemiz olur düşündüklerin-hissettiklerin. belki sadece biraz daha zamanı vardır bunu başarmanın. bol şans.

KIZILGIN (Selnur Güneş) dedi ki...

Aylak: öyle demeki değil mi? bu muameleyi gördüysem hatta daha beteri de olaydı demek bile geçmedi değil içimden. Ama keşke yapsaydım da yaptığım için bu muameleyi görseydim. O değil de kırmızı kimde nasıl durur bilmem ya, ben ona vuruldum bir kere.

Wodka: Örümceklere sevdalanmak bizden sorulur, benden. Yine ve yeniden aynı hatayı yapacağıma da o kadar eminim ki. Çünkü hiçbiri başta bir örümceğe benzemiyor. Sonra sıçratıyor ağlarını. Şansım boldur umarım, geçer çabucak. Geçer mi? Geçmeli.