5 Nis 2014

üç mevsim sussam, son mevsim ölürüm.

Yaşamasını bilmeli , pek tabii. Bir defne yaprağını bile sevebilmeli. Defne yaprakları ki… Neyse.
Düşünemiyor,
Konuşamıyor,
Aptallaşıyorum.
Kendime kızıp yine kendimi hırpalıyorum. Ve susuyorum. Sevsem de ben bir defne yaprağını bile, yaşarken en iyi susmayı öğrendim. Türkiye’de yaşayan her kadın gibi. Sevmeyi değil. Ah bir de ölümü!
İnsanlar hâlâ başka şeylere üzülebiliyor ve hâlâ ısrarla konuşmaya devam ediyorlar. Evrende hep bir gürültü, tantana, kuru safsata.
Başım ağrıyor. İnsanlar susamıyor.
Çocuklar ölüyor. İnsanlar hâlâ susmayı beceremiyor.
Konuşuyor ama anlatmayı bilmiyor. Anlatsa dinlemeyi.
Oysa sussalar, hani ciddi ciddi sussalar ama, bir başarabilseler uyum sağlanacak. Ölüler ve yaşayanlar biraz daha yakınlaşacak. Hem zaten ölüler istese de konuşamaz ki. Ama sen onları hep duyarsın. Ensende bir hayalet gibi gezer seninle. Sen nereye o da oraya.
Ben yine de severim ama ölüleri. Onlar bilirler susmayı. Ve anlatmasam da dinlemeyi. Ve de anlamayı.
Evet, ben her bahar bir defne yaprağına aşık olurum. Güzün sararıp kışın öleceğini bile bile.
Üç mevsim yaşarız biz, sonuncusu yas.
Sorun değil,
Ben de öleceğim biri beni severken. Serin güz akşamı, belki eylülde yavaşlayacak kalbimin tıkları. İnatçıyımdır ben, belki birkaç ay dayanacağım.
Soğuk, sert bir kış sabahı vereceğim son nefesimi.
Defne yapraklarından özür diliyorum. 

Hiç yorum yok: